Huzur Sokağı romanıyla tanınan yazar Şule Yüksel Şenler yaklaşık 8 aydır tedavi gördüğü Bağcılar Medipol Mega Üniversite Hastanesinde bugün hayatını kaybetti.

Şenler, başörtü konusunun eğitimli Müslüman kadının hayatına girmesine vesile olurken, gerek yazıları gerekse konferanslarıyla da 1960-70’li yıllara damgasını vurmuştu.

PORTRE | ŞULE YÜKSEL ŞENLER

Mayıs 1938 senesinde Kayseri ilinde dünyaya gelmiştir. Babası Hasan Tahsin annesi ise Mihriban Ümran Hanım’dır. Babası ve annesi teyze çocuklarıdır. Şule Yüksel Şenler altı çocuklu ailenin üçüncü çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Babası, Tahsin Bey, Sümer Fabrikası’nda görevli iken görevinden ayrılıp çocuklarını da alarak İstanbul’a yerleşmiştir.

Küçükken ailesiyle birlikte İstanbul’a yerleşen Şule Yüksel Şenler Koca Ragıp Paşa İlkokulu’na giderken ailenin ekonomik düzeni bozulunca ortaokulu ikinci sınıfta iken bırakmış, bir terzinin yanında çalışmaya başlamıştır. Annesi kalp krizi geçirip yatağa bağlanınca ev işleri ona kalır boş zamanlarında ise kitap okumakla vaktini geçirmeye başlamıştır.

NUR CEMAATİNE KATILDI

Daha sonra ilk öykülerini yazmaya başlar ve bu öykülerini Safa Önal’ın çıkardığı “Yelpaze” Dergisi’ne gönderir. İlk eserleri de işte bu dergide çıkmaya başlamıştır. İlk gençlik yılarında ağabeyinin de teşviki ile Nur Cemaatine katılmıştır. Bu yıllarda terzilik de yapmakta moda dergilerini izlemektedir. 1950 senesinde Kıbrıs mitinglerine katılmış ve kürsülerden şiirler okumuştur. Bu arada gazetenin ilanlarını hazırlayan Yüksel Bey’den resim ve müzik dersleri alarak Ney ve kanun çalmayı öğrenir. Huzur Sokağı 1969 yılında gazetede tefrika edilmeye başlandığında büyük alaka uyandırdı. Roman o zamandan bugüne bir milyondan fazla sattı.

HUZUR SOKAĞI ROMANINI NASIL YAZDI?

“Huzur Sokağı’nın çıkışı çok enteresandır. Ben o yıllarda haftalık bir kadın gazetesinde yazılar kaleme alıyordum. Başı açık bir resmim vardı köşemde. Yalnız gazetenin sahibiyle anlaşamıyorduk. “Şule Hanım niye yazılarınızda hep Allah geçiyor? Başka mevzuda yazamıyor musunuz? Bahar gibi genç kızsınız.” diyordu. Risale-i Nurlarla tanışan ağabeyimin anlattığı hakikatler dökülüyordu kalemimden. Maneviyata karşı arayış içinde olduğum yıllardı. Birçok gruplara girdim çıktım. Ama maalesef hiçbirinde aradığımı bulamadım. Bu arada ağabeyimin yakın arkadaşı Kemal Ural Bey, Şule dergisini çıkarmaya başladı. Bu mecmuada bir şiirim yayımlandı. Şule mecmuası için kısa bir roman ya da uzun bir hikaye yazayım diye aklımdan geçirdim. Karakterler zamanla oluştu. Bilal karakteri ağabeyimdir. Feyza da benden çok iz taşır. Fakat Şule dergisi kapandı. Rejisör Yücel Hekimoğlu, ağabeyim vasıtasıyla benden bir senaryo istedi, film yapacakmış. Ben de çatısı hazır olan hikayeyi senaryolaştırdım. Yücel Hekimoğlu senaryoyu okuyunca “Bu o kadar güzel duygularla yazılmış. O kadar tertemiz bir dünyayı anlatıyor ki. Bunu çekip de yazık edemem. Bunu benden kurtar.” demiş. Sonra Şevket Eygi Bey bunu öğreniyor. Ağabeyime “Üzeyir, Şule Hanım bunu roman yapsın biz de gazetede tefrika edelim.” diyor. Tefrika edildiği günlerde büyük yankı uyandırdı. Gazetenin tirajı muazzam arttı.

“NEREDEYSE KISKANACAĞIM FEYZA’YI!”

Huzur Sokağı’nı yalnız İslami camia okumuyor. Her kesimden okuru var. Ziyaretime gelen, mektupla ya da telefonla ulaşan insanlardan “Romanı okudum, yepyeni bir hayatı önüme açtı.” diyenler oldu. Bir ara roman neşredilmemişken devamlı telefonlar, telgraflar alırdım. Bir kızımız oldu, ismini Şule koyduk, Şule Yüksel koyduk diye… Roman yayınlandıktan sonra gelen telefonlarda, mektuplarda ise “Bir kızımız oldu, ismini Feyza koyduk.” diyorlardı. Ben de latife yapardım. Neredeyse kıskanacağım Feyza’yı diye…

YÜKSEL OLAN İSMİNE ŞULE’Yİ EKLEDİ

Bu sıralarda da siyasete atılır. 27 Mayıs 1960 ihtilalinden sonra kurulan Adalet Partisi’ne katılıp AP Bakırköy Gençlik Kolları, Edebiyat ve Kültür Kolu Başkanı olur. Faruk Nafiz Çamlıbel’in çıkardığı “Kadın Gazetesi”nde köşe yazmaya başlar. Asıl adı “Yüksel” dir. Ama kadın olduğunun anlaşılması için adının önüne “Şule” eklemeye başlayınca “Şule Yüksel Şenler” olarak tanınmaya başlamıştır.

ŞULEBAŞ TİPİ TÜRBAN!

1960 ihtilalı sonrasında Nihat Atsız’a yakınlaşır ama ağabeyi Özer’in (Üzeyir) hastalığı ile yaşamı ve düşünceleri değişmeye başlayacaktır. Hasta ağabeysinin dileğiyle Risale-i Nur toplantılarına katılmaya başlamıştır. Bu katılım sonrasında da Nur Cemaatine girmiştir. 1965’te görüntüsü ile düşüncelerinin uymadığını düşünerek tesettürlü giyinmeye ve kapanmaya başlamıştır. Terziliğinden gelen deneyimleri ile “Şulebaş tipi türban”ı bularak takmaya başlar.

“KEŞKE HİÇ EVLENMESEYDİM”

32 yaşındaki iken, ilahiyat mezunu tiyatrocu Abdullah Kars ile evlenir. Fakat Şule Yüksel dayakçı kocasının baskısına ancak beş yıl dayanabilir ve kocası ile beş yıl sonra boşanmak zorunda kalmıştır. “Bu davaya baş koyduğumda söylediğim bir şey vardı. 90 yaşıma daha gelsem elimde bastonum, evlatlarım diye dolaşırım, yazacaklarımı yazarım. Sizin niyetiniz bu… Birçok imtihanlar yaşadım hayatımda. Bunların her biri ayrı bir yıkıntı meydana getirdi. Keşke demek dinimizde pek makbul görülmüyor. Ama keşke hiç evlenmeseydim dediğim oluyor. Hakikaten evlilikten sonra ne kadar gayret ederseniz edin eskisi gibi olamıyorsunuz. Ama şunu da söyleyeyim. Bütün yıllar zarfında ne çekersem çekeyim konuşamadığım, yazamadığım zamanlarımın her bir saniyesi de hep o aşk ve heyecan içinde geçti”

TÜRKAN ŞORAY’LA BİRLEŞEN YOLLAR

1970 senesinde Huzur Sokağı adlı romanı “Birleşen Yollar” ismiyle sinemaya da aktarılmıştır. Yücel Çakmaklı’nın yönettiği Birleşen Yollar adlı filmin baş rollerinde İzzet Günay ve Türkan Şoray oynamıştır.

EMİNE ERDOĞAN KURDUĞU DERNEĞİN ÜYESİYDİ 

Tekrar panellere gitmeye; gazetelere, dergilere yazmaya başlar. “İdealist Hanımlar Derneği”ni kurmuş ve Manevi başkanı olmuştur. Bu derneğe gelen genç kızlar arasında, Emine Gülbaran (Erdoğan) da bulunmaktadır. Bu arada Kanada’da yaşamış bir maden mühendisi ile ikinci evliliğini yapmıştır. Eşinin isteği ile de Nakşı Bendi tarikatına devam etmeye başlar. Artık türbandan çıkıp Kara çarşafa girmiştir. Bu eşi ile on bir yıl evli kaldıktan sonra boşanmıştır.

HAKKINDA DAVALAR AÇILDI

Yeni İstiklal Gazetesi’ndeki “Ağlayın Ey Müslüman Kardeşlerim Ağlayın” başlıklı yazısında o dönemin Cumhurbaşkanı olan Cevdet Sunay’a hakaret ettiği gerekçesi ile hakkında davalar açılır Anadolu’yu dolaşarak verdiği konferanslarla tartışmalar başlatmıştır. Hür Söz, Yeni İstiklal, Babıalide Sabah gazetelerinde kadın sayfalarında yazıları çıkmış, Bugün gazetesinde 1967-71’de köşeyazarı olmuştur. Seher Vakti dergisinin de başyazarı olur. 1971’de Cevdet Sunay’a yazdığı bir mektup yüzünden cumhurbaşkanına hakaretten tutuklanıp, sekiz ay cezaevinde kalır. 1980’den sonra Zaman ve Milli Gazete’de yazmaya başlamıştır.

RAHŞAN HANIM KONFERANSIMI DİNLEDİ

Türkiye’nin birçok ilinde çok sayıda konferanse panele düzenledi. “Zonguldak’taki konferansı unutamam. Seçim dönemiymiş. Ben dur durak tanımıyorum. Zonguldak’tan davet aldım. Şehre doğru geliyoruz. Duydum ki aynı gün Bülent Ecevit’in de mitingi var. Konvoylar karşılaştı. O gruptan bizim konvoya “Kadın peygamberinizi getiriyorsunuz” şeklinde sözler sarf edildi. Bu söz üzerine iki taraf birbirine girdi, kavga çıktı. Neyse konferansın yapılacağı salona geldim ki tıklım tıklım. Caddelerde, sokaklarda insanlar… Bülent Bey’in mitingi yapacağı meydan da dolmuş… Bülent Bey ertesi güne erteledi mitingini. Rahşan Hanım kalıp sonuna kadar dinlemiş konferansı.”

ESERLERİ
– Gençliğin Izdırabı
– Hidayet
– Bize Ne Oldu
– İslam’da ve Günümüzde Kadın
– Duyuşlar
– Her Şey İslam İçin
– Uygarlığın Gözyaşları
– Huzur Sokağı
– Kız ve Çiçek
– Sağ El
– Bir Bilinçli Öğretmen
– Yılanla Tilki