Alim Qasımov: Sesi yıldızlara ulaşıyor

Üstad Alim Qasımov ebeveyninin teşvikiyle başlamış geleneksel Azerbaycan müziği 'muğam'a. Hem mahalli sanatçılardan feyz ve el almış, hem de akademiye devam etmiş.

‘Ecnebiler keşfedinceye dek farkında olmadığımız’ hazinelerden. Sovyetler coğrafyasının Azerbaycan diyarında tarım işçisi bir anne-babanın evladı olarak dünyaya geldi. Üstad Alim Qasımov’la mülakat vesilesiyle bir araya gelmek, öncelikle şahsi hayranlığımızı dile getirmeye fırsat oldu. Doğduğu büyüdüğü küçük köyünü, kişiliğini inşa eden sosyal ve kültürel ortamı anlatarak başladı sohbete. Ebeveyninin teşvikiyle başlamış geleneksel Azerbaycan müziği ‘muğam’a. Hem mahalli sanatçılardan feyz ve el almış, hem de akademiye devam etmiş. 26 yaşında bir ses yarışmasında gelen birincilik üzerine dikkatleri üzerine toplamış. Malum, o yıllarda Sovyet Cumhuriyetlerindeki ülkelerde seyahat kısıtlaması var. UNESCO’nun desteği ile ait olduğu sınırların dışına çıkarak sanatını icra etme imkanı elde etmiş.

Orta Asya turnesinin ardından 1987’de, sinemanın gayet mühim şahsiyetlerinden Ermeni asıllı Sergey Paradjanov, dostu Andrey Tarkovski’ye adadığı Ashik Kerib (Aşık Garib) filminin müziklerine, muhteşem sesiyle ikramda bulunmasını istemiş. 1999’da UNESCO, dünyanın çok önemli müzisyenlerin perestiş ettiği mugham üstadına “Dünya Müzik Ödülü”nü layık görmüş. Hayranları arasındaki, Kuzey Avrupa’nın dünyaya armağan ettiği güçlü ses Bjork için o, yaşayan en iyi sanatçı! Müzik dünyasının, genç yaşta kaybettiği Jeff Buckley için ise ‘insan sesinin anlamı’… Kıymetli Qasımov, kendisi gibi bir mugham üstadı sevgili kızı Fergana’nın hayranı. Türkçe’nin gür sesi Alim Qasımov, Kronos’a konuştu.

Eserlerinizde mistik atmosferin kökenleri nedir, izninizle buradan başlayalım mı?

Gönlümüzdekiler. İçimizdekiler, geldiğimiz yerler, büyüdüğümüz ortamlar. Belki bir örnekle daha iyi cevap verebilirim. Bir keresinde Fransa’nın bir köyünde konser vermiştik. Bir kadın geldi. Fransız mı, değil mi; bilmiyordum. Konuşmak istedi. Bir  peçetenin üzerine eliyle resim çizdi: Hilal ve yıldız çizdiği. Dedi ki; “Sen bizi göklere yükselttin.” Yani insan hissi aynıdır. Ağlamak, gülmek, sevinmek. Bana öyle geliyor ki bütün insanlar böyle. Kimin içinde ne varsa onunla irtibatlandırıyor. Öyle insanlar var ki  Allah’a ulaştırdı diyemese de beni göklere yükseltti, diyebiliyor. Güneşe, yıldıza… Ama bizde yani insandaki hisse göre bazen şeytanî hislere de kapılabilir. Bazen insanî bir hüviyete bürünür. Küs olduğu biriyle barışır, yumuşar, temizlenir. Sufi dervişler gibi davranır. Başta ben bunu bilmiyordum. Bir kilim dokur gibi çok sonra fark ettim. Hatta otuz – otuz beş  yıl sonra daha da anladım. Her şeyi damla damla biriktiriyor insan.

Azerbaycan’ın milli müziği muğamdan, yani uzun havalardan bahseder misiniz?

Muğam bizim klasik müziğimiz ve doğu dünyasında yaygındır. Her biri kendine mahsustur. Bir uzman gözüyle bakınca iş değişir. Bazen edebî, bazen felsefî algılanır doğuda.

Eserlerinizde Fuzulî ve Nesimî’den pasajlar hakim. Özellikle Sovyetler Birliği zamanını düşünürsek bu, kolay olmasa gerekir.

Allah razı olsun hepsinden. Kolay olmasa da bizim kültürel geleneklerimizle bağımız güçlüydü.  Genellikle bu ağır bir müziktir. Durmaksızın icra etmek zordur. Bu gazeller özeldir. Bu kitlesel müzik değildir. Fuzulî, Mirza Ali Ekber Sabir, Vahit, Nesimî ve bir çoğu, etkileyici sözler söylemişler. Daha ben tam olarak anlamış değilim. O sözleri güzel seslendirirsem o şekilde icrası bile insanı saflaştırır, samimileştirir. Bu samimiyet, dinleyeni de okuyanı da göklere yükseltir.

Doğulu bir sanatçı olarak dünyada saygın bir yeriniz var. Bu kabulün sırrı nedir?

Genel olarak samimiyet gördüm insanlardan. Müslüman, terörist değil; terörist her ırktan çıkabilir. Amerika’nın bir eyaletinde kızımla Leyla ve Mecnun okurken Amerikalı bir bey yanıma geldi. Dedi ki; çok büyük zevk aldım. İkinci kez geldim o yüzden. Ve ben ailemi de getirdim. Azeri Türkü bir Müslüman sanatçı olarak ait olduğum kültürün güzelliklerini göstermek istiyorum. Kızım Fergana Hanım da benimle birlikte sahne alıyor. Örtülü olmayı tercih etti. Ama ona ayrıca davetler de geliyor. Bu Allah’ın bir lütfu.

Fergana Hanım’dan söz etmek istiyorum. Kızınızla aynı sahneyi paylaşmak, türküleri söylemek nasıl bir duygu?

Küçük kızım örtündü. Herkes ‘olmaz’ dedi. Sonra Fergana, en son da eşim örtündü. Bu Allah’ın takdiri, onların kararı. Ama bunu gösteriş için değil içlerinden geldiği için ve samimiyetle yaptılar. Bu yüzden de kabul gördüler. Kimse yadırgamadı. Öyle zamanlar oldu ki kızlarımdan hayat dersi aldım. Her zaman büyükler ders vermez, bazen kızınızdan bir şeyler öğrenirsiniz. Örtülü sanatçı az tabi. Bu da onun kısmetine yazılmış. Sahne hareketleri ona her zaman zordur. O anneliği, kadınlığı, sanatçılığı omuzlarında taşıyor ve mesuliyetinin bilincinde. Hepsinin de üstesinden geliyor, gelecek.

Türkiye’deki müziğe bakışınız nasıl?

Görüyorum ki muğamların isimleri, ahenkleri aynı. Bütün Doğu dünyasında aynı. Klasik Türk seslerini dinledim. Bizde de İran’da da Hindistan’da Araplar’da da var. Şimdi o sesler Türkiye’de de yoktur!

Takip ettiğiniz sanatçılar kimler?

Belki kırılabilirler, birini deyip diğerini demesem. Ne güzel ki o insanları tarih yazıyor. Yoksa tersi olsa yani insanlar yazsa iyi olmaz. Arabistan’a gidince ordan alıp dinliyorum keza İran, Hindistan da öyle. Gece gündüz onlarla yatıp kalkıyorum. Benim için bu sanatta herkes değerlidir. Her birine bir gül versem değer.

İslam coğrafyasındaki dinî müziği nasıl buluyorsunuz?

Sözler ne kadar insanı saflığa çağırsa da musikisi de icrası da güzel olmalı. Olmalı ki İslam’ın güzelliği ortaya çıksın. Adeta kuşa tohum tanesi serper gibi olmalı.

Alim Qasimov’un Hüsnü Şenlendirici, Rauf Islamov, Michel Godard gerçekleştirdikleri son performansı dinlemek için tıklayınız.

Bu söyleşi Kronos’ta ilk olarak 16 Aralık 2016’da yayımlanmıştır.