FOTOĞRAF: BEYAZ SARAY ARŞİVİ

Chicago’nun ağırlıklı olarak fakir Afrika-Amerikalılarının yaşadığı ve suç çetelerinin kol gezdiği “Güney Yakası”ndan çıkan bir hikaye bu. Michelle Obama’nın hikayesi. En dipten en zirveye ulaşan, ilham verici bir umuda yolculuk öyküsü. ABD’nin ilk ve tek Afrika-Amerikalı ya da diğer anlatımla siyasi First Lady’si Michelle Obama, Güney Yakası’ndan başlayarak Beyaz Saray’a uzanan yolda yaşadıklarını, “Benim Hikayem” adıyla kitaplaştırdı.
Dünyada on milyon okura ulaşan Benim Hikayem, Pınar Kür’ün nitelikli çevirisi ile kısa süre önce Türkçe’ye de kazandırıldı ve Mundi yayınlarından okurla buluştu. Michelle Obama, sadece kendi toplumunun değil, bütün toplumların en dezavantajlı kesimlerine ve onların içinde en şanssız grubu oluşturan genç kızlara ilham ve umut verici bir yol haritası çizmiş kitabında.
1960’ların sonlarında, Chicago’da beyazların terk edip gittiği, suçun kol gezdiği, çetelerin cirit attığı Güney Yakası’nda bir belediye işçisi baba ile ev hanımı annenin ikinci çocuğudur Michelle Robinson. Abisi Craig ve ailesiyle mütevazı bir evde başlar hayat yolculuğuna. O yıllarda ülkesi sonu belirsiz gerilim ve kargaşalar içindedir. Başkan Kennedy bir suikaste kurban gitmiş, Martin Luther King Memphis’te bir balkon konuşmasında vurulmuş, o suikast ülke genelinde ayaklanmalara yol açmış, Demokrat Parti’nin 1968 mili kongresi kana bulanmıştır. Vietnam Savaşı karşıtları sokaklarda polislerle çatışmaktadır. Siyahların toplumdan dışlanmışlığı devam etmektedir ve onların da beyazlara hiç güveni yoktur.

Küçük Michelle ise ülkesini tehdit eden tüm bu gelişmelerden habersiz, Euclid caddesindeki mütevazı evlerinde mutlu bir çocukluk geçirmektedir. Ailesinin ilgisi ve sevgisi onun küçük ama huzurlu bir dünya kurmasına yetmiştir. Orta öğrenimini Güney Yakası’nda tamamlayan Michelle için yeni ve bambaşka bir dünyanın kapılarını açacak anahtar üniversitedir. Babasının Buick Electra marka emektar arabasıyla, 1981 yazında Princeton Üniversitesi’ne gider ve daha sonra hayatını tamamen değiştirecek hukuk eğitimine başlar. Onun üniversite yıllarında siyahlar artık Amerikan siyasetinde daha görünür olmaya başlamıştır. 1984 seçimlerinde yarışa siyahi aday Jessie Jackson da katılacak ancak kaybedecektir.

Hukuk eğitimini bitirdikten sonra dönemin gözde hukuk firmalarından Sidley Austin’in Chicago şubesinde iş hayatına atılır. Hayatını kökten değişterecek buluşma da işte bu firmadaki ofisinde gerçekleşir. Firmanın ortağı yaz stajına gelecek bir avukata danışmanlık yapmasını ister. Ertesi günkü ilk randevularına geç kalacak, Harvardlı bu parlak avukatın adı, Barack Obama’dır. İkisinin iş arkadaşlığı önce sağlam bir dostluğa sonra da tutkulu bir aşk hikayesine evrilecektir. Michelle Obama, Barack Obama ile olan ilişkisini ve yaşadıklarını kitapta, “Bizim Hikayemiz” başlığı ile anlatıyor. Eşini anlatırken şunları yazıyor: “Benim ailem bir kare idiyse, Barack’ın ailesi çok daha karmaşık bir geometrik biçimdi. Bir okyanustan ötesine uzanıyordu. Barack’ın annesi Ann Dunham, 1960’da Hawaii’de okurken, Kenyalı bir öğrenciye aşık olmuş ve onun da adı Barack Obama’ymış. Evlilikleri kısa ve çalkantılı olmuş zira eşinin Kenya Nairobi’de bir eşi daha olduğunu öğrenmiş. Boşanmışlar tabi. Ann Dunham daha sonra Javo’lı bir arkeologla evlenerek, boşandığı eşinden olan oğlu Barack’ı da alarak Endonezya Jakarta’ya taşınmış. Barack o sırada 6 yaşındaymış.

Barak Obama daha sonra eğitim için tekrar Amerika’ya dönecektir. Onun ailesinin bir bölümü de halen Kenya Nairobi’dedir. Barack ile Michelle nişanlandıktan sonra, Nairobi’nin Kagelo köyünde yaşayan, Barack’ın Sarah ninesini ziyarete giderler. Michelle Obama o ziyareti anlatırken, “Kenya’nın o bölgesinde toprağın koyu kırmızı balçığını her zaman hatırlayacağım. O kadar yoğundu ki, zamanın başlangıcından kalmıştı sanki” diye yazıyor. Michelle Obama eşini anlatırken de şu ifadeleri kullanıyor: “Barack’ta başkalarında olmayan bir inanç ve güven vardı. Prensiplerinden şaşmadığı takdirde, her şeyin yolunda gideceğine dair basit ama insanı su yüzeyinde tutan bir inanç.”
Kendisi hiç istememesine rağmen, evlendikten kısa süre sonra eşinin siyasi hayatı başlayacaktır. Obama, Kasım 1996’da Illionis senatosuna seçilir. Oradaki etkili çalışmaları dikkatleri çeker. Siyasette basamakları hızlı tırmanan Barack Obama için yeni hedef kongre üyeliğidir.

George Bush ile çekişmeli bir başkanlık yarışına giren John Kerry, 2004 Demokrat Parti Ulusal Kongresi açılış konuşmasını yapması için Barack Obama’yı Boston’a davet eder. 27 Temmuz 2004’te 15 bin kişiye hitap eden Obama’nın bu meşhur konuşması, siyasi kariyerini de büyük ölçüde şekillendirecektir. Eşi Michelle daha sonra sık sık bu konuşmayı hatırlatıp, “Ne konuşmaymış ama…” diyecektir.

Obama o meşhur hitabında, Kenya’da keçi çobanlığı yaparak büyüyen babasından, anne-babasının beklenmedik aşkından, her ikisinin de eğitime olan inancından, doğduğunda zengin ya da kuvvetli bağları olmayan bir çocuğun bile eğitim sayesinde iyi yerlere varabileceğinden söz eder. Sinizme karşı umut der ve adeta umudun şarkısını söyler. Bu konuşmayı dinleyen NBC yorumcusu Chris Matthews, “Biraz önce Amerikanın ilk siyah başkanını gördüm” yorumunu yapar. Obama bu konuşmadan sonra ABD senatosuna eyaletin yüzde 70 oyunu alarak seçilecektir. O saatten sorna artık dört kişilik ailelerindeki kontrol, kontrol delisi Michelle’nin ellerinden kayıp gidecektir. Beyaz Saray’a giden yol sonuna kadar açılmıştır.

2008 başkanlık seçimleri yaklaştığında Obama’nın ismi Demokrat Parti’de öne çıkmıştır. Michelle Obama o günkü psikolojisini şöyle anlatıyor: “Ben Barack’ı ailemiz için istiyordum. Herkes onu ülke için istiyordu.”
Nihayet adaylığını resmen açıklar. Tarih 10 Şubat 2007. Ancak kendi partisi içinde çok güçlü bir rakibi vardır. Eski First Lady, efsane başkan Bill Clinton’ın eşi Hillary Clinton. Clinton’a karşı yarışa yirmi puan geriden başlar buna rağmen parti delegelerinin kalbine dokunmayı başarır ve çok çekişmeli geçen bir kampanya döneminin sonunda, Demokrat Parti’nin 2008 Başkanlık seçimleri için resmen adayı olur. Seçimlerde Cumhuriyetçi senatör John McCain ile yarışacaktır.

Adaylar netleştikten sonra başlayan yarış, Michelle-Barack Obama’yı siyasetin ve medyanın kirli yüzüyle tanıştırır. Onun siyahi ve güçlü bir kadın olması merkez medyanın yerleşik kalıplarını zorlamaktadır. Nitekim Minnesota’daki bşr parti etkinliğinde sahneye çıkıp kocasıyla yumruk tokuşturması bile Fox TV yorumcusu tarafından “terörist eylem” olarak nitelendirilir. Sadece ten renginin değil, cinsiyetinin de bedelini ödemek zorunda kalır. Sert-iddialı yapısı ve konuşmaları sebebiyle medyanın gözünde o “cadaloz” bir kadındır. Kitabında bu durumu, “Bir kadının sesine kulak asmamanın en kolay yolu onu cadaloz yerine koymaktır” diye anlatıyor.
Sonuçta her engeli aşarlar ve Barack Obama, 4 Kasım 2008’de ABD’nin ilk Afrika-Amerikalı başkanı seçilir. Şimdi onun önünde zorlu bir parkur daha vardır. Siyahi bir kadını, geniş toplumun ötekisini, FLOTUS (First Lady Of The United States) olarak kabul ettirebilmek.

Beyaz Saray’da öğrendiği en önemli şeyi kitabında şöyle anlatıyor: “Kader ve direnç el ele yaşar. First Lady olarak bunu bir kez değil defalarca öğrendim.”
Michelle Obama’yı Beyaz Saray’da en çok kızdıran, Barack Obama’dan sonra başkanlığı devralacak olan Donald Trump olur. Emlak zengini, TV programcısı Trump, Obama ailesini hedef alan ve Barack Obama’nın ABD doğumlu olmadığını iddia eden kışkırtıcı konuşmalar yapar. Obamaları fanatiklere hedef gösterir. Michelle Obama bu süreçte özellikle iki kızının hayatından endişe eder. Trump’a tepkisini kitabında şöyle anlatıyor: “Donald Trump yüksek sesli, pervasız imalarıyla ailemin güvenliğini tehlikeye sokuyordu. Bu yüzden onu asla affetmeyeceğim.”

Obamalar, ABD tarihinin 44. Başkanlık ailesi, iki dönem boyunca Beyaz Saray’da kalmış 11. Aile olur. Michelle Obama kitabının sonunda hikayesini şu sözlerle tamamlıyor: “Azıcık bir parayla, çökmeye başlamış bir mahallede, küçücük bir evde engelli bir babayla büyüdüm. Aynı zamanda sevgi ve müzikle çevrili, farklılıklarla dolu bir kentte ve eğitimin sizi çok iyi yerlere getirebileceği bir ülkede büyüdüm. Nasıl anlatmak istediğinize göre değişir.”
Michelle Obama hikayesinde kendisine hep şu soruyu soruyor: “Ben bu hayatta kendimi gerçekleştirebildim mi?” Ve cevabı da yine kendisi veriyor: “Sonunda kendinizi nerede bulduğunuz değil. Asıl mesele insanların sizi görüp duymasında, kendi benzersiz hikayenizi sahiplenip, kendi otantik sesinizi kullanmanızda. Başkalarını tanıyıp duymaya hazır olmak bir erdemdir. Benim için kendini gerçekleştirmek budur.”