İktidara en sert muhalefeti yapan gazetelerden BİRGÜN’ün 15 ağustos tarihli sayısının dokuzuncu sayfasında, tam sayfaya yakın kullanılmış bir haber yayınlandı. “FETÖ’nün şirketleri AKP’ye ekmek kapısı” başlığıyla verilen haberde 15 Temmuz 2016’dan sonra TMSF’nin el koyduğu şirketlerin yönetim kurullarına atanan AKP’lilerin listesi verilmiş. Habere, halen üç üyesi hapiste bulunan Boydak ailesinin büyük boy bir fotoğrafı eşlik ediyor.
Haberde adı geçen şirketlerin tamamı (Boydak Holding, Uğur Soğutma, Naksan Holding, Aydınlı Giyim, Aynes Gıda, Dumankaya İnşaat) 15 Temmuz öncesi ikinci ve üçüncü kuşak tarafından yönetilen, geçmişleri 1950 ve 60’lı yıllara dayanan köklü firmalar. Bu gerçeğe rağmen Birgün gazetesi bu şirketleri “FETÖ şirketi” olarak nitelendirmekte beis görmüyor. Sanki bu aileler bu şirketler hiç emek vermemiş, “FETÖ” dedikleri yapı bunları kurdurmuş ve yönetmiş gibi… iktidara en sert muhalefeti yapma iddiasındaki bir yayın organı bile, yine o iktidarın ürettiği otoriter dilin (söylemin) bir parçası olmaktan hiç rahatsızlık duymuyor!

SÖZDE MUHALİF BASIN…

Aslında, muhalif basındaki yüzlerce farklı haber ve haber dili ile örneklendirilebilecek bu durum, Türkiye’de neden otoriterliğin, baskıcı-tekçi iktidarların, kendilerine bu kadar kolay zemin bulabildiğini de açıklıyor. Sadece Birgün değil kendini “muhalif” olarak nitelendiren diğer gazeteler yani Sözcü, Yeniçağ, Cumhuriyet ve Karar için de durum maalesef aynı. “Muhalif basın” bir yandan o uygulamaları meşrulaştırıcı bir söylem ve üslup benimsemekten vazgeçmiyor. “Muhalif basın” açısından durum o kadar içler acısı ki özellikle Birgün ve Cumhuriyet’te otoriter üslup ve dil noktasında, yazarlar ve editöryal ekipler arasında bile ciddi çelişkiler var. Aynı gazetede haber dili her şeye “FETÖ” deyip geçerken, aynı sayfadaki “Gülen cemaati” ve “Fethullahçılar” ifadesini kullanıyor. Muhalif basının bu perişanlığı ister istemez, bu ülkeye demokrasi ve hukukun gelmesinin hiç de kolay olmadığını ortaya koyuyor.

DEMOKRASİ BENİM MAHALLEME GELSİN YETER ZİHNİYETİ

“Muhalif medya”nın habercilik anlayışına bakıldığında “demokrasi ve hukuk benim mahalleme gelsin yeterli olur” anlayışının hakim olduğu çok net görülüyor. Örnekleri çoğaltmak ümkün. En barizlerinden birine bakalım.
“Muhalif” gazetelerde bir süredir “tutuklu bulunan Cumhuriyet gazetesi yazar ve çalışanları” mevzusu sürekli gündemde tutuluyor. Son olarak Kurban Bayramı öncesi, Cumhuriyet, Sözcü ve Birgün gazetelerinde “Cumhuriyet yazarları bu bayramı cezaevinde geçirecek” başlıklı haber yayınlandı. Sanki bu bayramı ve önceki nice bayramları cezaevinde geçiren tek gazeteci grubu onlarmış gibi. Bu üç gazeteden sadece Birgün’de içeride 134 gazeteci bulunduğu ifadesine yer verildi. Diğerlerine göre zaten cezaevinde başka gazeteci yok! ( Birgün’ün 134 sayısı da elbette gerçeği yansıtmıyor. Muhtemelen cemaat gazete ve TV’lerinde çalışan muhabir ve çalışanları bu listeye dahil etmiyorlar.)

KONU KÜRTLER VE CEMAAT OLUNCA…

Ve elbette Cumhuriyet yazar ve çalışanları cezaevinden çıktığında, bir de Sözcü yazarları hakkında açılan dava da düşerse, “muhalif” basına göre cezaevinde gazeteci kalmamış olacak. Hep birlikte mutlu ve özgür bir ülkeye uyanacağız! Birgün’ü hariç tutarsak şu an ki konjonktürde cemaatçi ve kürtçü gazetecilerin, muhalif medya tarafından gazeteci kabul edilmediğini söylemek mümkün. Bu da tam anlamıyla, o çok eleştirdikleri iktidar söyleminin bir parçası. Konu cemaat ve kürtler olduğunda “muhalif” gazetelerin dili, iktidarın diliyle ortaklaşmakta hiç zorluk çekmiyor. Ne hazin ki Cumhuriyet ve Sözcü yazarlarına, “Fetö” davası açılması ve bu gerekçeyle ceza verilmesi bile bu gerçeği değiştirmiyor. “Muhalif” basının sefaletine son dönemdeki en etkili örneklerinden biri 15 Temmuz sonrası gözaltında işkenceyle öldürüldüğü resmi raporlarla ispatlanan öğretmen Gökhan Açıkkollu’nun sosyal medyaya ve internet portallarına yansıyan son görüntüleridir. Sözünü ettiğimiz gazetelerin daha sonra görevine iade edilen, yani suçsuzluğu devlet tarafından kabul edilen Açıkkollu’ya uyguladıkları sansür gerçekten ibretlik. Gözaltındaki kötü muameleye yönelik yeni görüntüler, bu gazetelerin hiçbirinde haber olamadı. Sadece Yeniçağ yazarı Mehmet Faraç bu olayı köşesine taşıdı. Faraç da zaten “bu görüntüler Fetö’nün ekmeğine yağ sürüyor” modunda konuyu ele aldı.

İDEOLOJİK AYRIMCILIK

Cezaevlerindeki hak ihlalleri ve kötü muamele konusunda en hassas gazete olan veya öyle olduğunu iddia eden Birgün, sol görüşlü mahkumların cezaevlerinde yaşadığı en sıradan hak ihlallerine çok geniş yer verirken, konu cemaat veya “Fetö” davaları olunca işin rengi hemen değişiyor. En ağır hak ihlalleri bil önemsenmiyor, cezaevleri güllük gülistanlık mekanlara dönüşüyor! Hepsini bırakın, bu gazetelerde bir kez bile “Yahu arkadaş Fetö’yü darbeyi anladık da şu 700 bebek cezaevlerinde ne arıyor?” mealinde bir haber okumak bile mümkün değil. İdeolojik ayrımcılık, mahalle demokrasisi, bebeklerin dramını bile görmeye engel oluyor!

Mesela bir yandan iktidara yakın olup da diğer yandan ona karşı muhalif bir söylem benimseyen Karar gazetesi… Karar’ın sivil-muhalif dili, konu “Fetö” olunca bir anda devlet diline evriliyor. Bir süre önce Karar’da, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Türkiye’den “Fetö” gerekçesiyle yapılan 30 başvuru için yapılan tedbir talebini reddettiğine ilişkin bir haber yer aldı. Tabi bunu haberin ayrıntısından öğreniyoruz. Başlıkta ve spottaki üsluptan, başvuruların esastan reddedildiği zannediliyor.