Emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin, önce Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna yönelik harekatını, iç ve dış siyasete olası yansımalarını, sonra da biraz geçmişe dönerek “Balyoz Darbe Planı”nı ve Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’ın yaşadığına ilişkin tanıklıkları üzerine konuştuk.

İşte Pekin’in 15 Temmuz’dan Balyoz Darbe Planı’na dair açıklamaları:

15 Temmuz Darbe Girişimi’ni yaşadık; bugün Türkiye’de hâlâ bir darbe tehdidi var mıdır? En son CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Ordudan iyi haberler gelmiyor. Terfileri AKP yapıyor” gibi bir açıklaması oldu. Tüm bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Terfiler konusu tartışılabilir. Türkiye’de bir darbe her zaman olabilir. Türkiye’de FETÖ tehlikesinin geçtiğini zannetmiyorum.

Size göre ordu içinde ne kadar Gülenci bulunuyor?

En az 20-30 bin kişi var. Yargıda, emniyette, siyasette, özel güvenlik güçleri var onların ne olduğu belli değil. Özel güvenlik şirketleri var. Onların içerisinde 200-300 kişilik bir grup bunlar, ne olduğunu bilmiyoruz. Ne kadarı FETÖ’cüdür. Bunların bir kısmı silahlı… Büyük ihtimalle MİT’te de var. Oradan böyle bir tehdit var. Bunu öne sürerek baskı yapmak da yanlıştır. Ama gerçekten şu an FETÖ tehdidinin devam ettiğini değerlendiriyorum. İkincisi başka türlü bir darbe olabilir mi? Evet, olabilir.

Başka türlü?

Türkiye’nin ABD’nin güdümünden çıktığını hissederlerse ABD böyle bir şey yaptırabilir. Böyle bir tasarılarının olduğunu değerlendiriyorum. Türkiye’nin Atlantik ittifakından ayrılmasa bile Rusya’ya yaklaşması, Rusya’dan silah alması, bölgede ABD aleyhine faaliyetlerde bulunması, İran’la işbirliği yapması, bölgesel ittifaklar kurması gibi gelişmeler karşısında bir darbeyi bekliyorum. Bu konuda hassas ve dikkatli olmamız lazım. ABD bunu boş bırakmaz. Türkiye sanmasın ki ittifaktan ayrılıp diğer tarafa geçerim. Biz istesek bile Batı izin vermez. Direk kendileri devreye girmez ama bunu yapacak bir teşkilatı, bir yapılanması oluştururlar. Türkiye’nin ABD kontrolünden çıkması ABD’yi çok rahatsız eder. İkincisi Çin konusuyla ilgili. Çin de orta Asya üzerinden ve Türkiye üzerinden ABD’nin denizler üzerinde kurduğu hâkimiyeti bir kuşak yol planıyla aşmaya çalışıyor. Belli yerlerde limanlar alıyor. Türkiye’de yatırımlar yapıyor; yollar, demiryolları yapıyor. Çünkü denizler ABD donanmasınındır. Çin’in şu an ABD donanmasının engelleyebilmek için en az 20-30 senesi var. O kadar basit değil. Bütün bunlara karşı öyle bir şey yapılabilir.

Çok aşağıdan başladık ama yukarıdan baktığınız zaman; bir paylaşım savaşı var. Burada küresel lider olmak gerekiyor. Burada Rusya, ABD ve Çin kendi aralarında yarışıyor. AB zayıflamış durumda. Şimdi bu dünya çapındaki çatışma Ortadoğu’da karşı karşıya geliyor. ABD, Ortadoğu’yu yeniden dizayn ediyor. Karşılaştığımız şey budur. Boğazlar, Karadeniz, güney Kafkasya, Hazar Havzası ve orta Asya içinde yapıyor. Doğu Avrupa ülkelerini Rusya’ya karşı cephelendiriyor, kullanmaya çalışıyor. Aynı şey Balkanlar içinde geçerli. Mekedonya’yı destekleyerek Gürcistan’ı kontrol etmek istiyor. Oysaki bizim Balkanlarda da Rusya’yı desteklememiz gerekiyor.

Niçin NATO üyesi bir ülke de olarak ille de Rusya’yı desteklememiz gerekiyor? Üstelik demokrasisi parmakla gösterilecek bir ülke de değil…

Değil. Dengelemek açısından desteklememiz gerekiyor. Türkiye’nin tek başına ABD ile Balkanlar’da başa çıkması mümkün değil. Rusya’nın da şöyle bir şeyi var; Avrasya adı altında Slav milliyetçiliği yapmaya çalışıyorlar. Ama ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi bitmiş değil. Hâlâ devam ediyor. Başkanı kim olursa olsun devam da edecek. Bakın Türkiye ABD başkanıyla konuşuyor, Savunma Bakanı’yla, Genelkurmay Başkanı’yla vesaire görüşüyor; ısrarla operasyonu birlikte yapmak istiyor. Çünkü öbür türlü ciddi bir kopuş olur. Türkiye’nin şöyle bir şansı var; ABD şu an İran’a odaklanmış durumda, Trump’un azil süreci var ve bölgede bin civarı adamı var. Dolayısıyla bu rahatlıkla Türkiye’nin yapabileceği bir harekâttır.

Türkiye için sorun, harekâttan sonra eğer çatışma devam ederse ki eder, bölgede Türkiye’ye karşı YPG’nin oluşturduğu bir gerilla harekâtı başlar. Ona yönelik faaliyetlerde başlar. ABD’den bir güvenlik şirketinin oraya gittiği ve YPG’ye eğitim verdiği söyleniyor. Geçen hafta Wall Street Journal’da ABD’li bir yetkili şunu söylüyordu; Türkiye iki şekilde girebilir. Birincisi, az bir kuvvetle girer ve o zaman sembolik olacağı için hem bizim için hem Kürtler için sorun olmaz. İkincisi, daha büyük güçlerle gelirse o zaman ABD ile Türkiye çatışmak zorunda kalsa bile ABD çatışmaz, geri çekilir. Aynen bunu söylüyorlar. Türkiye’ye de yol gösteriyorlar aslında. Bu harekatı yapmak kolaydır ama sonrası zordur. Güneydoğu ve doğuda hatta batıda da sadece PKK’nın değil El Nusra gibi örgütlerinde faaliyete geçebileceğini, saldırabileceklerini düşünüyorum.

“TÜRKİYE’DE YÜZDE 6 CİVARINDA IŞİD SEMPATİAZANI VAR”

Peki, IŞİD’in Türkiye’deki varlığı, “uyuyan hücreleri” ne kadar?

Var.

İç güvenliğimiz için çok ciddi bir tehdit midir? Boyutu nedir?

Çok ciddi bir tehdittir. Hatta Türkiye’de şu an yüzde 6 civarında IŞİD sempatizanı olduğunu değerlendiriyorum. Onlarla beraber hareket edebilecek bir grup olduğunu düşünüyorum. Şu an belki de bir operasyon için talimat bekliyorlar. Suriyelilerin içinde ne kadar IŞİD sempatizanı, içlerinde ne kadar var bilemiyoruz. Onlarla Türkler arasında sorun çıkartabilirler. Türkiye bütün bunları göz önünde tutarak operasyonu çok iyi düşünmelidir.

Tekrar 15 Temmuz Darbe Girişimi’ne dönmek istiyorum. Ahmet Zeki Üçok’un “Hulusi Akar, 15 Temmuz’un içindeydi sonra saf değiştirdi” açıklaması oldu. Sizin hem Üçok’un bu açıklaması hem de 15 Temmuz’a ilişkin değerlendirmeleriniz nedir?

Hulusi Akar, devre arkadaşımdı. 15 Temmuz’un içinde olduğunu sanmıyorum. Hulusi Akar, biraz daha sağ görüşte olan biridir, doğru ama böyle bir şeyin içinde olduğunu sanmıyorum. 1969’dan beri tanırım, sanmıyorum. 15 Temmuz’un oluşmasında kabahati var mıdır? Evet, vardır. Benim ne kadar kabahatim varsa, onun da o kadar kabahati vardır.

Sizin ne gibi bir yanlışınız, kabahatiniz var?

Personel başkanlığı yaptığım zaman alınan adamları, mülakatlarını not etmem gerekirdi. Düşünebiliyor musunuz; 2009’da askeri sınava giriyorlar ve 120 kişi birden tam puan alıyor. Bunu incelememiz gerekirdi ama incelememişiz.

Sizin geçtiğimiz aylarda bu askerlerin “çok iyi eğitimli, çok iyi yetişmiş” olduklarını söylediğiniz bir açıklamanız olmuştu…

Evet, şöyle söyleyeyim; bu çocukları mesela Hulusi Akar niye emir subayı diye yanına aldı. Onun için söyledim. İyi eğitimli, sicilli iyi, dil biliyorlar… Aslında olay şu; Türk Silahlı Kuvvetlerini çok iyi tahlil etmişler. Bu onların da yeteneği değil. ABD istihbaratının yeteneğidir. ABD’nin yardımı olmadan böyle bir şey yapmaları mümkün değil. Hangi komutan yanına nasıl adam alır, yanlarına nasıl girebilirizekadar bizim bütün sistemimizi çözmüşler ve biz de uyanmamışız. Uyanamamızın nedenleri var; birisi AKP iktidara geldikten sonra askeri vesayet üzerinde durdu ve TSK’da hükümeti istemedi, bunu da defalarca belirtti. O zaman da iktidar ister istemez devlette örgütlenmiş olan Fetullah Gülen’i kendisine ortak etti. ABD ile birlikte bunlar TSK’yı darma duman etti.

Sıra söz dinlemeyen, ABD’nin istediği çizgiden çıkan Tayyip Erdoğan’a geldi ve Gülen ekibi Tayyip Erdoğan’ı karşısına aldı. Bu sefer bizi cezaevinden çıkartmak suretiyle askerle bir irtibat kurdu ve bu en sonunda darbeyle sonuçlandı. Bizimle ittifak kurup Gülen cemaatini temizlemiş oldu. Tabi TSK çok kan kaybetti. Hem kumpas davalarıyla hem Gülen’in ordu içine soktuğu adamların atılmasıyla çok kan kaybetti.

Sizin 15 Temmuz’da böyle bir darbenin gerçekleştirileceğine ilişkin önceden edindiğiniz bir bilgi var mıydı?

Vardı.

Ne kadar süre önce öğrenmiştiniz?

Rus uçağı düşürüldükten sonra o zaman Vatan Partisi’nden Soner Polat, bir de Beyazıt Karataş’la birlikte Türkiye ile Rusya’nın arasını bulmak üzere Rusya’ya gittik. Orada görüştüğümüz kişilerden biri Putin’in sağ koluydu. Salzgrat televizyonu vardı. Orada bir görüşme yaptık. Bu görüşme esnasında bana; “Türkiye’de darbe olacak, ne diyorsun” dedi.15 Aralık 2015. Komuta kademesinin yanına çekilmeden Türkiye’de bir darbe yapılmasının mümkün olmadığını, olsa bile başarısızlıkla sonuçlanacağını söylemiştim.

Peki, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı bilgilendirip bilgilendirmediklerine ilişkin bir şey söylediler mi? Siz bilgilendirdiniz mi?

Söylemediler. Ben dönüşte Dışişleri Bakanlığına yanımda büyükelçi ile birlikte gidip orada iki genel müdür ve müsteşar yardımcısına anlattım. Hatta Rusya’daki görüşmemde Putin’in sağ kolu, “Bırakın siyasi görüş ayrılıklarını, bizim İstiklal savaşında olduğu gibi bir birlikteliğe, Rusya-Türkiye ilişkisine ihtiyacımız var” dedi. Bütün bunların hepsini Bakanlığa gidip, anlattım.

Aralık ayında hükümet yetkilileri bunu biliyordu… Cumhurbaşkanı Erdoğan’a mı iletilmedi bu bilgi?

Bilemiyorum. Ben Dışişleri Bakanlığı’nda Suriye ve Rusya’dan sorumlu genel müdürlere bunu anlattım.

Peki, yine de gerçekleşmesini neye bağlıyorsunuz?

TSK’da son dakikaya kadar bu kadar çok adamları olabileceğini değerlendirmiyorlardı. Bunu neden söylüyorum. Necdet Özel’i ziyarete gitmiştim. Orada TSK içindeki FETÖ’cüler gündeme geldiğinde bana; “bin 200 kişilik liste var, hatta içlerinde bir sürü senin tanıdığın adamlarda var ama isimlerin yanında sadece Fetullah Gülenci yazıyor, bir kanıt yok. Bir şey yapamıyorum. Daha önce TSK’dan bir sürü adam tasfiye edildi şimdi de aynı şey olacak” dedi. TSK bir türlü bu kadar çok adamı olabileceğini kabullenemedi. Kendimize çok güvendik. Hatta darbeden iki, üç ay önce bir arkadaşım; “Ne kadar adamı vardır” diye sormuştu. “Yüzde 20 filan olabilir” demiştim. O da, “Bir emniyet müdürüyle görüştüm, yüzde 50 civarında var” dedi. Herkes biliyordu. Kırmızı Pazartesi gibi… Önlem alınmakta gecikildi…

TSK’dan ihraçlar dediğiniz için tekrar sormak isterim. 2010’da Taraf gazetesinde yayımlanan “Balyoz Darbe Planı” var. Buna ilişkin Nisan 2017’de de Ahmet Zeki Üçok ve Rasim Ozan Kütahyalı’nın konuk olduğu Balçiçek İlter’in Habertürk’teki programında şöyle bir ifadeniz oldu; “Kumpasın belgeleri Kozmik odadan çıkarıldı.” Şimdi bu belgelerin hep sahte olduğu iddia edilmişti. Devlet Kozmik odasında sahte belge nasıl olabiliyor?

Kozmik oda dediğiniz Arınç’a suikast iddiasıyla girilen yer mi?

Evet.

Yok, orayı dememişimdir.

Tam ifadeniz şuydu; “Kumpasın belgeleri kozmik odadan çıkarıldı.”

Kozmik odadan böyle bir belge çıktığınız zannetmiyorum. Söylediğim şeydir; o kumpasta kullanılan belgeler 1. Ordu’nun kozmik odasından çıkan şeyler. Daha evvel yapılan bir seminerden. Oradan çıkan şeyler kullanılmak, değiştirilmek suretiyle belgeler hazırlandı. Hatta bunların içerisinde 1. Ordu’nun Yunanistan’a karşı bir hareket planı vardı, o da deşifre oldu. 1980 yılında yapılan Bayrak Darbe Planı da vardı. Seminerler ilgili çok gizli çalışma planları da vardı. Kast ettiğim konu budur. Ankara’daki Kozmik Oda değil, 1. Ordu’daki. Bu belgelerin tamamı o Kozmik Oda’dan kaybolmuş vaziyette. Ne zaman kaybolduğu ortaya çıktı? İşte o Baransu çantayla birlikte götürdüğü zaman ortaya çıktı.

Kozmik odada duruyorduysa dolayısıyla o belgeler gerçekti. Devletin Kozmik odasında sahte belgenin ne işi var?

Hayır, gerçek değildi. Gerçek olanlar vardı. Ama Balyoz Planı diye bir plan yoktu. Orada alınanlarla hazırlanan bir plan o.

Gerçek miydi yani?

1. Ordu’nun odasından çalınan evraklarla, dışarı çıkarılan ya da imha edilmesi gereken evraklarla bunlar çıkarılıyor ve bu evraklardan faydalanmak suretiyle o gördüğünüz Balyoz Darbe Planı hazırlanıyor.

O zaman Çetin Doğan’ın oradaki ifadeleri doğruydu?

Doğru. Benim kast ettiğim şey budur. Onlara sahip olunması gerekiyordu. Kozmik odaya kimse giremez. O zaman şimdi yurt dışına kaçmış olan bir yarbay çıkarmış onu.

Şimdi siz Çetin Doğan’ın o dönem Genelkurmay Başkanı olan Hilmi Özkök’ün emrine de itaatsizlik ederek bu semineri düzenlendiğini ve orada anlattıklarını, bu ses kayıtlarını doğruluyorsunuz. Peki, bu bir suç değil midir? Bir ordunun görevi midir darbe planlamak?

Darbe planı yok. Bakın bir daha söyleyeyim; darbe planlamak diye bir şey yok.

Ama Çetin Doğan o seminerdeki konuşmaları bu yönde. AKOM’u gözaltı merkezi olarak kullanmak, tutuklanacaklar listesi hazırlamak…

Tamam, bütün bunlar var. Çetin Doğan’ın yapmış olduğu o seminer gerçek isimlere dayanıyor. Belki bu yanlış. Bunların jenerik olması gerekiyor.

Jenerik?

Yani isim olarak farklı haritalar kullanılır. NATO’da bile yapılırken, ülkeler alınmasın diye örneğin boğaz haritası ters çevrilir. Hayali isimler kullanılır. Burada da böyle bir şey kullanılması lazımdı. Burada gerçek isimler kullanılmış. Seminerde konuşulan konular, doğru. Her yere çekilecek laflar var. Hatta bunları kayda aldırmış. O kayıtlarda biliyorsunuz Baransu’nun valiziyle beraber gitti. Ama Balyoz planı diye bir plan yok.

Adı Balyoz olmayabilir, ama Çetin Doğan’ın dediklerinden bir darbe planı sonucu çıkıyor.

Hayır değil. Seminerde bir darbe planlamak değildir.

Tutuklanacak insanların listelenmesi, insanları stadyumda gözaltında tutmak, AKOM’un tutuklamaları takip merkezi olarak kullanılması vesaire gibi çok detaylı bir plan var orada. Dolayısıyla bu bir darbe planı değil midir?

Evet, doğru. Bunlarda hata olabilir. Yani şöyle; bunu yapmaması gerekirdi.

Ama bundan yargılanıp ceza almadı…

Amaçladığı şey, bir darbe planlamak değildi. Hatta o kayıtlarda diyor ki, “Bütün bunları konuştuk, bunları duyanlar bir darbe hazırlığı yapılıyor derler, ama böyle bir şey yok.” Konuşmasının sonunda bu söylüyor.

Genelkurmay Başkanı’nın emrine rağmen neden böyle bir seminer yapmaya ihtiyaç duyuyor? Buna nasıl darbe değil diyor? Siz de darbe değil diyorsunuz ama dediklerini kabul de ediyorsunuz…

Bilmiyorum. O zaman Emasya Planı vardı. Ona göre bir takım görevleri var. Allah korusun, 15 Temmuz gibi bir darbe olduğu zaman veya bir ayaklanma olduğu zaman birliklerin kullanılması. Hatta valilik kuvvet istemekte gecikirse Emasyakomutanları ön alabilirler, güç kullanabilirler. Ona istinaden hazırladığı bir plandır. Onun düşüncesini yansıtan, yani öyle bir şey olduğu takdirde biz ne yaparız, bunu hesaplıyor. Bu konuda şunu diyebilirsiniz; öyle bir dönemde yapılabilir miydi? Yapmasaydı, iyi olurdu.

Hakkı ve yetkisi midir? Üstelik emre itaatsizlik de var…

Söylenen şu; iki türlü seminer yapılıyor. İkincisi iç güvenlik harekâtıyla ilgili. İkinci seminerde Çetin Doğan bunu bildiriyor. O zamanki Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman ve İlker Paşa (Başbuğ) da Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı. Aytaç Paşa diyor ki; bu bölümü (iç güvenlik) yapmasınlar. Sonra Çetin Doğan tekrar bir “yapmamız gerekiyor” diye bir yazı daha gönderiyor. Bu yazı Aytaç Paşa’ya ulaşmıyor. Bunun üzerine yapıyor.

Peki, Çetin Doğan’ın değil de bugün Ahmet Altan’ın yargılanıyor olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Ya da şöyle sorayım; bu planı yayımlamak bir gazetecilik görevi midir değil midir?

Değildir.

Neden?

Onun içerisinden, Birinci Ordu’nun Trakya’dan Yunanistan’a yapacağı muhabere planı çıktı. Çok gizli.

Yayınlanmadı bu.

Ama yayınladılar. Yunanistan’a kadar gitti plan.

Bunu bilemem ama böyle bir plan yayımlanmadı.

Ben bu konuyu o zaman Fikret Seçen’le konuştum. Işık Koşener Paşa göndermişti beni. Esas casusluk budur. Çok gizli bir planımız Yunanistan’a karşı açığa çıktı. O zaman dinlemediler.

Ahmet Altan yayımlamadı. Bir gazetecinin zaten ülkesinin güvenliğine ilişkin hazırlanan bir askeri harekâtla, onun detaylarıyla vesaire ne işi olur?

Bilemiyorum. İkincisi, Taraf gazetesi sadece Balyoz Darbe Planı ile ilgili değil. Kurulduğu andan itibaren Türk Silahlı Kuvvetlerini hedef almış bir gazetedir. Ahmet Altan’ın bu konudaki rolü çok büyük. Bizim içimizdeki birçok FETÖ’cüden de bilgi geliyordu. Belki onlar FETÖ’cü mü değil mi bilmiyorlardır, ama tamamen TSK’yı tasfiye etmek amaçlı, o maksatlı kullanılan bir gazeteydi.

Size şunu soruyorum aslında; Çetin Doğan, Genelkurmay Başkanı’nın emrine itaatsizlik ederek bir seminer düzenliyor. Bu seminerde Türkiye’nin siyasetini nasıl şekillendireceğini anlatıyor. Siz buna darbe planı değil diyorsunuz ama bana göre bir askerin siyasete müdahale planı yapması eşittir darbe demektir, bunu yapıyor, bu dışarı sızıyor ve suçlu bir gazeteci mi oluyor?

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bu konuda yetkisi var biliyorsunuz.

Evet, ama burada bir yetki aşımı var. Yapılan Genelkurmay Başkanı’nın emrine rağmen yapılıyor. Yani emir komuta zincirindeki TSK’da emre ittatsizlik söz konusu. Dolayısıyla bir gazetecinin görevi kamuyu bilgilendirmektir. Bu da kamuyu oy verip seçtiği bir iktidar söz konusu olduğundan doğrudan ilgilendirmektedir. Bunu yayımlamak görevidir.

Bunu sadece Taraf gazetesi yayımlıyor. Bir gün sonra diğer gazeteler yayımladı. Böyle bir öncülüğü vardı Ahmet Altan’ın.

Sizce yargılanması doğru mu?

Doğru.

Gazetecilik yaptığı için…

Ben iki sene yattım onun yüzünden.

Niye O’nun yüzünden?

İnternet andıcını diline doladı, beni hapse attı. Onun yazmasından sonra oldu.

“YEŞİL ANTALYA’DA”

Son soru; JİTEM Ana Dava / Musa Anter davasında tanık olarak dinlenmiştiniz. Yeşil”in yaşadığını ve ağır hasta olduğunu hatta yanılmıyorsam Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde olduğunu, bunu onunla görüşen yetkililerden öğrendiğinizi söylemiştiniz. Yeşil nerede?

Evet. Şu an bununla ilgili bir bilgim yok. Mahkemede de anlattım. Şu an ne durumdadır, nerededir bilmiyorum. O arkadaşlarla bir daha görüşmedik.

Geçtiğimiz duruşmada sizin ifadenize benzer bir ifade veren oldu. Bir tanık çıktı 2008 yılında Yeşil’le aynı otel odasında kaldığını ve 2010 yılında Eskişehir emniyetine suç duyurusunda bulunduğunu anlattı. Sizin dediğiniz gibi ağır bir hastalığı olduğunu da söyledi…

Antalya’da demiştim. Şu an bilmiyorum. Onu duyduğumda ağır hasta olduğunu öğrenmiştim. Çok zaman geçti, bilemiyorum.

Peki, siyasete yeniden dönecek misiniz?

Yeni bir siyasi oluşum içindeyiz. Öztürk Yılmaz’ın liderliğinde yeni bir hareket başlattık. Merkezde olacak bir hareket. Bu hareketin zemini hazırlamaya çalışıyoruz. Üç buçuk, dört aydır çalışıyoruz. İnsanlarla görüşüyoruz.

Vatan Partisi’ne benzer bir çizgide mi olacak?

Hayır. Bütün görüşlerin içinde yer alacağı, bütün vatandaşlarımızın isteklerini gündeme getirecek bir siyasi parti olacak. 2020’de kuracağız. Şu an sadece zemin hazırlığındayız.

Bir erken seçim öngörüyor musunuz?

2020, 2021 yılında bir erken seçim olacağını öngörüyorum.

Partinin adı belli mi?

Hayır. Şu an sloganla devam ediyoruz.

Nedir?

Hepimiz buradayız.